9/11/2009 ·

TODAİE'de ders aldığım SBF öğretim üyesi Gencay Şaylan'ın kitabında (Demokrasi ve Demokrasi Düşüncesinin Gelişmesi s. 16) Platon'un idealist bir filozof olduğu "devlet yönetimine yani siyasal sisteme bilginin, bilgeliğin ve faziletin egemen olabilmesi için "filozof krallar" yönetimini önermektedir" yazmaktadır. Aristo için de demokrasi esas olarak bozulmuş, yozlaşmış bir siyasal sistem olarak nitelendirilmektedir (S. 17).
Bence tüm bu görüşlere rağmen doğrudan demokrasi bugüne dek bulunabilmiş en iyi yönetim biçimidir. Bu tip demokrasi İsviçrenin bazı kantonlarında halen uygulanmaktadır. Daha ilkel biçimleri ise antiçağda yunan şehir devletlerinde uygulanmıştır. Bu tip demokrasinin olabilirliği, teknolojik gelişme sayesinde (internet) mümkündür. Bu tip demokraside halk kanun teklifi verebilmeli ve seçmenlere oylattırabilmelidir. Belli koşullar sağlandığında ise bu teklifler kanunlaşmalıdr.
Bu tip bir demokrasiyi kötüye kullanmayı önlemek için ise uzman hukukçulardan ve diğer uzmanlardan oluşan Anayasa'ya uygunluk (her ilde en az bir) ön kurulları oluşturulmalı, bu kurullar teklifleri yasa tekniğine uygun hale getirmeli ve Anayasa'ya uygunluk denetimi yapmalıdır. Ancak bu kurullardan geçebilen teklifler halka internet aracılığıyla sunulmalı ve oylamaya açık hale getirilmelidir. Belli süre içinde belirlenecek nispette oy alırsa kanunlaşmalı, yeterli sayıda (nispette) oy alamazsa reddedilmelidir.
Hükümetler ise sadece ve sadece yürütme görevini görmeli ve kanunlar doğrultusunda bir hükümet programı yapmalı, halka sunmalı ve program kabul görürse işe 5 yıllık bir süre için başlamalıdır. Hükümet üyeleri ve başbakan liyakat sitemine göre 5 yıl için oluşturulmalıdr. Programı halk tarafından reddedilen hükümet düşmüş sayılmalıdır. Hükümet üyesi olabilmek için çok güç liyakat kriterleri konulmalıdır. Bunu sağlayan çok az sayıda kişi arasında halk oylamasına (tercihe) dayanan bir seçim yapılmalıdr. Bu seçimlere dayalı hükümetler kurulmalı ve üstte belirttiğim gibi program oluşturup halka sunmalıdr. Hükümetlerinde ihtiyaçlar doğrultusunda (öncelikli olarak) halka kanun teklifleri sunma hakkı olmalıdır. Kabineye seçim siyasal partilerin aracılığıyla değil bireysel liyakat ilkelerine göre olmalıdır. Yani kişi kendi eğitimine, bilgisine ve birikimine güveniyorsa örneğin Adalet Bakanı olabilmek için seçici üst kurula başvurabilmelidir. Başbakan kurulan kabine üyelerinin kendi oylamasıyla yada doğrudan başbakanlığa aday olan kişiler arasından halk oyuyla seçilebilmelidir. Bunun yöntemini halka sormak en uygun yoldur. Başbakan veya Bakanlar için periyodik (örneğin bir yıl) aralıklarla halk oylaması yapılmalı, belli nispetin altında kalanlar kabine dışı kalmalıdır. Başbakan ise her zaman başarısız bakanı halka oylattırabilmeli, eğer görevden alınma teklifi halk tarafından kabuıl görmezse kendi istifa etmiş sayılmalıdr. Başbakan, bakanlar istifa ederse veya görevden alınırsa tekrar adaylar başvurmalı ve seçim süreci yeniden başlamalıdır. Görevden alınan veya istifa eden bir kabine üyesi (yolsuzluk nedeni hariç) 5 yıl süreyle tekrar üyelik için başvuramamalıdır. Kısaca halk tarafından doğrudan denetlenen bakanlar kurulundan bir yürütme oluşturulmalıdır...
Bürokratlar ise bugünkü gelişmiş ülkelerde olduğu gibi hükümetten bağımsız olarak kendi liyakat sistemlerine göre göreve gelmeli ve hükümet programı, halkın oluşturduğu (kabul ettiği) kanunlara göre işleri yürütmelidir.
Bağımsız yargı her zaman olduğu idarenin verdiği her türlü kararı denetleyebilmelidir (iptal edebilmelidir).
Aynı seçim ve denetim sistemi yerel yönetimler için de geçerli olmalıdır. Yani en üst yönetici ve üyeler için (Belediye Başkanları ve Meclis Üyeleri) de geçerli olmalıdır...
Benim doğrudan demokrasi görüşüm üstte belirtilmektedir.
Görüş ve önerilerinizi talep ediyorum.
Saygılarımla.
Yorum (yok)
Yorum yaz!
9/11/2009 ·

Arkadaşlar,
Bence "dahi" bilinmeyeni bilen, yapılmayanı yapan, olunamayacak olanı olandır. Örneğin sahada çalışan sizler (uzman doktor arkadaşlar) ve ben (TUS'u kazanarak girdiğimiz bölümden kazandığımız) uzmanlık diplomamızda "bir kliniği ve laboratuarı yönetebilir" denmesine rağmen bir halk sağlığı anabilim dalında yer alamadık. Bir hastaneden başhekim veya başhekim yrd. kadrosu da alamadık. Ama bazı arkadaşlarımızın tıp fakültesini bitirmekten başka bir meziyetleri olmamasına rağmen sonradan (kısmetleri) açılmış, hem çok hızlı bir şekilde phd. diploması almışlar, halk sağlığı bölümüne en kısa sürede girmişler, doçent olmuşlar ve şimdide pratisyen statüsünde olmalarına rağmen başhekim yrd.'lığı gibi makam sahibi olmuşlardır. Bu şahıslar aynı zamanda bazı hastanelerde etik kurul üyesi de olmuşlardır...
Arkadaşlar,
Bu şahıslar bence kesinlikle dahidir. Çünkü bizim bilmediğimiz yol ve yöntemleri bilmiş, yapılamayacak olanı yapmış, olunamayacak olanı olmuşlardır. Bu tür şahısların ismini sizde bende iyi biliyoruz. Sizce bu şahıslar benim düşündüğüm gibi dahi midirler? değil midirler?
Lütfen yorumlarınızı yazınız.
Saygılarımla.
Kemal Hisar
Yorum (yok)
Yorum yaz!
1/1/2009 ·

Sayın halk sağlığı uzmanları ve platformun diğer üyeleri,
Yeni yıl soyut bir kavramdır. Asla bize refah ve mutluluk getirecek somut bir vasıta değildir. Eğer biz bilime dayalı, sağlıklı bir refah devletine (sosyal devlete) ve buna dayalı gerçek mutluluğa ulaşacaksak mutlaka bilime dayalı bilinçli çaba göstermeliyiz.
Bugün gerçekten bazılarımız sahte mutluluk içindeler. Yani 177 ülke arasında 84. olan, üniversiteleri Dünya üniversiteleri ile kıyaslanınca son sıralarda gelen bir ülkede yaşayan insanların bazıları mutlu ise bu sahte mutluluk demektir. Bu insanların bulundukları durumu, servetlerini, unvanlarını, mevki ve makamlarını sorgulamak gerekmektedir. Bunları ne kadar hak ediyorlar?..
Bunların sahte mutluluğu aslında başkalarının reel acılarından kaynaklanmaktadır. Bu insanlar çarpık düzene, torpile, iltimasa, rüşvete v.b. hilelere başvurarak bu mevki ve makamları, servetleri elde etmişlerse ezilen ve sesi çıkmayan milyonların sayesinde bu durumlarını elde etmişlerdir. Çoğu ezilmiş insan bunun farkında dahi değildir, hatta ezenlerin en ateşli savunucusudurlar...
Bu durumda gerçek halk sağlığı uzmanlarına (aydınlara) düşen görev nedir? Asıl bunu sorgulamak ve çözüm yollarını netleştirmek gerekmektedir. Yoksa soyut anlam taşıyan yılbaşı kutlamaları hiç bir anlam ifade etmemektedir. Ancak bu bilinçte platformlarımızda kaç insan bulunmaktadır?..
Ben "Derneğimize" defalarca çözüm yolunu önerdim. Ama ne yazık ki dilekçelerime cevap vermek nezaketinde dahi bulunmadılar. Kısaca yeniden özetlemek gerekirse:
1- En az 5 yıllık bir stratejik planı bilgili, birikimli, bilinçli bir ekibin taslak olarak oluşturması,
2- Bunu tüm üyelere e-mailyolu ile göndererek görüş ve düşüncelerinin alınması,
3- Görüşlerin dikkate alınarak kesinleştirilen "Stratejik Plan"ın tüm üyelere görev verilerek uygulanması,
4-Periyodik aralıklarla sonuçların gözden geçirilerek gerekirse planda revizyonlar yapılarak yeniden uygulanması.
Ancak bu şekilde halk sağlığı uzmanlarının ve buna dayalı olarak ülkemizin sağlıkta ve diğer konularda iyi bir konuma ulaşması mümkündür.
Ancak, bu bilinçte çok az sayıda halk sağlığı uzmanının bulunduğunu görüyorum. Bu yüzden yeni yılda da hiç umutlu değilim.
Saygılarımla.
Dr. Kemal M. Hisar
(halk sağlığı ve kamu yönetimi uzmanı, inşaat y. mühendisi-ODTÜ)
Yorum (yok)
Yorum yaz!
5/11/2008 ·

Sayın Kardinal,
Bildiğiniz üzere ben bizzat Sağlık Bakanlığına girmeniz için elimden gelen yasal yolları kullandım, başaramadım. derneğimizin devreye girmesini talep ettim, başaramadım, ilgilenmediler...
Son çözüm Green Card'dır. Bence kullanın. Daha genç ve bekar olsaydım kesinlikle bu yolu kullanırdım.
Eğer sosyal hizmet uzmanı olsaydınız, şimdi derneğimiz tarafından baştacı edilmiştiniz; doktoralı olsaydınız profesörlüğünüz garantiydi. Ne yapalım tıp fak.'ni, Tus'u kazanma hatasını gösterdiniz. Nüfuzlu aileden de gelmiyorsunuz, gelseydiniz en yüksek mevki, makam ve unvanların kapısı sonuna kadar açık olurdu...Yapacak bir şey yok Green Card sizin için tek çözüm gibi geliyor...
Belki 3-5 yıl sonra Türk Einstein'i gibi sıfatlarla bile anılabilirsiniz. Türkiye sizinle dışarda gösterdiğiniz başarı için gurur bile duyabilir...Yoksa burada siz mutlaka ama mutlaka çürüyecek, çürütüleceksiniz...
Başta halk sağlıkçılar tarafından...
Saygılarımla.
Kemal Hisar
Yorum (yok)
Yorum yaz!
1/11/2008 ·
Atilla Bey, Arkadaşlarım,
Başarı, subjektif yöntemlerle de ölçülür, objektif yöntemlerle de. Bizim ülkemiz nepotizm, kronizm ve patronaj gibi kayırma yöntemlerini (feodal kültürü gereği) benimsediği için ÖSS, TUS, (şimdide), YDUS gibi objektif seçme yöntemlerini uygulamak zorunda kalmıştır. Aksi takdirde bazı meslekler bazı ailelerin tekelinde kalacaktı. Şükür ki kalmadı...
Ancak, bu yöntemlere rağmen TUS'u kazanamayan tıp fakültesini bitiren nüfuzlu ailelere bir kayırma yöntemi getirilmiştir. Bu da doktora eğitimidir. Bu kasıtlı ve bilinçli olarak getirilmiştir. Çünkü bunların mezunlarına Türkiye'nin kesinlikle ihtiyacı yoktur. Halk sağlığı uzmanına ihtiyacı olmayan Bakanlık doktoralıya neden ihtiyaç duysun? Zaten uzman unvanı da alamamaktadırlar. O halde Sağlık Bakanlığında pratisyenle eş tutulan bu kişiler neden doktorayı seçerler? Nüfuzlu aileler için bilinçli ve kasıtlı olarak oluşturulan bu doktora öğretimini öğretim üyesi olarak bölümlere girmek için seçmektedirler...Dikkat edin bunların çoğu öğretim üyesi olabilmektedirler, uzmanların ise pek azı...Neden? Çünkü ne yazık ki bazı bölüm başkanlarımız üstte sayılan nedenlerle bu şahısları doktora öğrencisi olarak almaktalar...
Atilla bey,
Diyorsunuz ki "Fakat halk sağlığında doktora yapıp faydalı da olmuş
kişilere karşı olan tutumunuzu anlamıyorum. Öyle bir yazıyorsunuz ki
sanki insanlar hiçbir şey yapmıyorlar onlara doktora ve öğretim
üyelikleri bahşediliyor. Böyle şey olur mu? Doktoralı olup yaptığı
işlere hayran olduğum hocalarımız var. Sağlık müdürlüklerinde
yönetici pozisyonda çalışıp yüksek lisans veya doktoraya devam edip
yaptığı işi daha bilinçli yapar hale gelen sağlık yöneticilerimiz
var. Şimdi bu insanlara doktora eğitimi verildi diye kötü mü
olmuştur?"
Atilla Bey,
Tabi ki herkes bir şey yapar. Bu arkadaşlarında bir şey yaptıkları muhakkaktır. Ama özellikle Türkiye gibi kayırmacılığın kendi kültürüne işlemiş olduğu toplumlarda en iyi olana ihtiyaç vardır. En iyi olan nasıl seçilir? Objektif (bilimsel) kriterlerle. Objektif kriterler yerine subjektif kriterleri tercih ederseniz Türkiye'nin bugünkü durumuna düşersiniz. Yani 177 ülke arasında 84.'lüğü... Eğer bu size yetiyorsa kayırmacılığa devam edelim. Eğer yetmiyorsa bir son verelim ve liyakat sistemine dönelim...Dönelim diyorum çünkü örneğin bizim tarihimizde, Osmanlı Devletinin yükselme döneminde üst düzey kamu yöneticisi yetiştiren bir Enderun Mektebi vardı. Tümüyle liyakat ölçütlerine göre üst düzey yöneticisi (özellikle devşirmelerden) yetiştirirdi. Bu yöntem o döneme göre % 100 başarılı idi. Daha sonra özellkle Avrupa ülkelerinde liyakat sistemine bu seçme ve yükseltme yöntemi örnek alınarak geçildi ve Avrupalılar bu yönetimi çok geliştirdiler. Bizde 60'larda TODAİE ile bu yönteme geçilmek istendi; çapsız politikacılar bunu beğenip uygulamadılar. İşlerine gelmedi, çünkü yakınlarını, eşlerini, dostlerını bir üst düzeye atamaları gerekiyordu...
Atilla Bey,
Dikkat edin tüm gelişmiş ülkeler liyakat sistemi uygulamaktadırlar. Tüm gelişmemiş ve geri kalmış ülkeler ise kayırma sistemini uygulamaktadırlar. Tercih sizin...
Atilla Bey,
Ben bir parti başkanı değilim, siyasetle de doğrudan ilgili değilim. Sadece T.V.'den izliyorum. Benim şu anda yapabileceğim şey en azından kendi bölümlerimizde liyakat sistemini getirmek için elimden geleni yapmaktır. 4 yıllık çabamın nedeni budur. Çünkü ben en azından kendi evimizi ve kapımızın önünü iyileştirmek (temizlemek) isteyen biriyim, bu konuda başarı kazanırsam ülkedeki diğer yanlışları ortadan kaldırmak için de uğraşacağım. Saygılarımla.
Kemal Hisar
Yorum (yok)
Yorum yaz!
« Önceki ::